Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerinin ardından yaptığı açıklamada, kadınların yaşamını cinayetten önce koruyacak bütünlüklü, sistematik ve sürdürülebilir mekanizmaların kurulması çağrısında bulundu.
Gönüllü psikiyatristler, psikologlar, akademisyenler ve eğitimcilerden oluşan Çalışma Grubu, kadın cinayetlerinin yalnızca bireysel nedenlerle açıklanamayacağını vurgulayarak, “Devletin sorumluluğu yalnızca cinayetten sonra adaleti sağlamak değil, cinayetten önce yaşamı korumaktır” ifadelerini kullandı.
“BU KADIN NASIL HAYATTA TUTULABİLİRDİ?”
Açıklamada, her kadın cinayetinin ardından yalnızca “Neden öldürdü?” sorusunun sorulmasının yeterli olmadığı belirtilerek, asıl sorunun “Bu kadın öldürülmeden önce nasıl korunabilirdi?” olması gerektiğine dikkat çekildi.
Kadın cinayetlerinin öfke kontrolü, kıskançlık ya da psikolojik sorunlar gibi bireysel gerekçelerle açıklanmasının yanıltıcı olabileceği belirtilen açıklamada, şiddetin birçok vakada kadın üzerinde kontrol kurma, sahiplenme ve bu kontrolün kaybedilmesini kabul etmeme davranışlarıyla bağlantılı olduğuna işaret edildi.
Tehdit, aşağılama, ısrarlı takip, ekonomik şiddet, fiziksel ve cinsel şiddet gibi işaretlerin cinayetlerden önce görülebildiği belirtilerek, bu risklerin kurumlar tarafından erken aşamada tespit edilmesinin önemine vurgu yapıldı.
“KADIN CİNAYETLERİ KADER DEĞİLDİR, ÖNLENEBİLİR”
Çalışma Grubu, kadın cinayetlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden, eğitim sisteminden, aile içindeki güç ilişkilerinden ve erkek egemen toplumsal yapılardan bağımsız düşünülemeyeceğini kaydetti.
Açıklamada, kıskançlığın sevgi, kontrolün koruma, baskının ise sahiplenme biçimi olarak sunulamayacağı belirtilerek, kadının kendi yaşamı hakkında karar vermesinin ve bir ilişkiyi sonlandırmasının temel bir hak olduğu vurgulandı.
Özellikle ayrılık dönemlerinde şiddet riskinin artabileceğine dikkat çekilerek koruyucu mekanizmaların bu süreçlerde daha etkin işletilmesi gerektiği belirtildi.
RİSK DEĞERLENDİRMESİ VE KURUMLAR ARASI KOORDİNASYON
Çalışma Grubu, sağlık, sosyal hizmetler, polis ve adalet sistemlerinde standart şiddet ve ölüm riski değerlendirmelerinin yapılması gerektiğini bildirdi.
Tehdit, ısrarlı takip ve daha önce yaşanan şiddet vakalarının ciddiye alınması, yüksek risk altındaki kadınların hızla belirlenmesi ve koruma mekanizmalarının gecikmeden devreye alınması istendi.
Kadınların kolay ve güvenli biçimde ulaşabileceği destek hatlarının, kriz merkezlerinin ve güvenli barınma olanaklarının güçlendirilmesi gerektiği belirtilirken, kurumlar arasında etkin koordinasyon ve bilgi paylaşımının da önem taşıdığı ifade edildi.
HER CİNAYETTEN SONRA SİSTEM DE İNCELENMELİ
Açıklamada, her kadın cinayetinin ardından yalnızca failin değil sistemin de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Kadının daha önce tehdit edilip edilmediği, şiddete maruz kalıp kalmadığı, yardım talebinde bulunup bulunmadığı, hangi kurumların durumdan haberdar olduğu ve koruyucu mekanizmaların çalışıp çalışmadığının araştırılması gerektiği kaydedildi.
Her kadın cinayetinin ardından bağımsız ve çok disiplinli bir vaka incelemesi yapılması gerektiği belirtilerek, amaçlarının geçmişte hata yapanları bulmaktan çok, aynı eksikliklerin bir sonraki vakada tekrarlanmasını önlemek olduğu vurgulandı.
“KADINLARI YAŞARKEN KORUYACAK SİSTEMİ ŞİMDİ KURALIM”
Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu açıklamasını şu çağrıyla tamamladı:
“Her kadın cinayetinden sonra aynı acıyı yaşayıp aynı sözleri söyleyerek hayatımıza devam edemeyiz. Asıl soru ‘Bu kadın nasıl hayatta tutulabilirdi?’ olmalıdır. Ardından da ‘Bir sonraki kadın için bugün neyi değiştireceğiz?’ diye sormalıyız. Kadınlar öldürüldükten sonra adalet istemek zorunda kalmayalım. Kadınları yaşarken koruyacak sistemi şimdi kuralım.”





