KKTC’de sağlık sistemi üzerine konuşmak isteyen herkesin yolu en az bir kez devlet hastanelerinden geçmiştir. Ve ne yazık ki vatandaşın yaşadığı sıkıntılar artık istisna değil, sıradan hale gelmiştir.
Bir hastaneyi ararsınız, telefona bakan yoktur. Dakikalarca beklersiniz, defalarca ararsınız. Nihayet biri telefonu açar ve randevu almak istediğinizi söylersiniz. Karşınıza çıkan tarih ise üç ay sonrası olur.
Sonra dönüp bu sistemi eleştirirsiniz.
İşte o zaman birileri çıkar ve yapılan yatırımları, projeleri, planları anlatmaya başlar. Kimse kusura bakmasın ama vatandaşın derdi dört yıl sonra açılacak bina değil, bugün ulaşamadığı doktordur.
Gelin bir gece acil serviste bekleyelim.
Gelin sabahın erken saatlerinde polikliniklerin önüne gidelim.
Gelin hastaların, yaşlıların, çocukların ve onların yakınlarının yaşadığı sıkıntıları birlikte görelim.
Çünkü sağlık sadece basın açıklamalarıyla yönetilemez.
Evet, yeni hastane projeleri önemlidir. Evet, sağlık altyapısına yatırım yapılmalıdır. Bunları inkâr etmek haksızlık olur. Ancak yeni bina yapmak, mevcut sistemde yaşanan sorunları görmezden gelmek anlamına gelmez.
Bugün vatandaş randevu alamıyor.
Bugün vatandaş aylarca sıra bekliyor.
Bugün vatandaşın önemli bir kısmı çaresizlikten özel hastanelere yöneliyor.
Parası olan özelde tedavi oluyor, olmayan ise devlet hastanelerinde uzun kuyrukların içinde çözüm arıyor.
Peki hiç düşündünüz mü?
Özel sektör çalışanlarının ödediği sigorta primleriyle özel hastanelerden de yararlanabileceği bir model neden oluşturulmuyor?
Devlet hastanelerinin yükünü azaltacak, vatandaşın sağlık hizmetine daha hızlı ulaşmasını sağlayacak alternatifler neden gündeme gelmiyor?
Sağlık bir lütuf değil, temel insan hakkıdır.
Bu nedenle sağlık sistemine yönelik eleştiriler, siyasi bir saldırı değil; vatandaşın yaşadığı gerçeklerin dile getirilmesidir.
Bugün vatandaşın sorduğu soru çok basit:
Dört yıldır sağlıkta hangi sorun çözüldü?
Çünkü vatandaş artık vaat değil, sonuç görmek istiyor.








