Çalışma Bakanlığı Sınıfta Kaldı: Döviz Asgari Ücreti Eritti, Çalışan Yine Yoksullaştı
Köşe Yazısı
KKTC’de asgari ücret yeniden tartışmaların merkezinde.
Net 61 bin 677 TL…
Rakam ilk açıklandığında birçok kişi için önemli bir artış gibi göründü. Ancak hayatın matematiği, masa başında yapılan hesabı her zaman doğrulamıyor.
Çünkü vatandaşın hesabı bordroda değil; markette, kirada, akaryakıt istasyonunda, faturada ve ay sonunda cüzdanında yapılıyor.
Bugün sorulması gereken soru çok basit:
61 bin 677 TL gerçekten 61 bin 677 TL değerinde mi?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Rakam büyüdü, alım gücü büyüdü mü?
Asgari ücretin artırılması elbette olumlu bir adımdır. Çalışanın gelirinin yükselmesi gerekir.
Ancak KKTC gibi döviz hareketlerinin günlük yaşamın neredeyse her alanını etkilediği bir ekonomide yalnızca TL üzerinden hesap yapmak büyük bir yanılgıdır.
Türk Lirası değer kaybettikçe maaşın döviz karşılığı azalıyor.
Döviz yükseldikçe ithal ürünlerin maliyeti artıyor.
Maliyet arttıkça market fiyatları yükseliyor.
Kiralar yükseliyor.
Ulaşım pahalanıyor.
Ve bütün bunların sonunda çalışanın elindeki maaş, kâğıt üzerinde aynı rakam olsa bile gerçek hayatta daha az şey satın alıyor.
İşte buna alım gücü kaybı deniyor.
Bakanlığın asıl görevi ne?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı açısından mesele yalnızca yeni asgari ücret rakamını açıklamak olmamalı.
Bakanlığın asıl görevi, çalışanların insanca yaşayabileceği bir ücret düzeninin oluşmasına katkı sağlamaktır.
Çünkü asgari ücret, isminin de söylediği gibi çalışanın hayatını sürdürebilmesi için gereken asgari gelirdir.
Peki bugün 61 bin 677 TL ile bir çalışan nasıl yaşayacak?
Kirasını ödeyecek.
Elektriğini, suyunu, telefonunu ödeyecek.
Markete gidecek.
Ulaşımını sağlayacak.
Çocuğunun okul masraflarını karşılayacak.
Sağlık giderlerini karşılayacak.
Ve bütün bunlardan sonra ay sonunu getirmeye çalışacak.
Eğer bütün bunları yaptıktan sonra maaş tükeniyorsa, burada yalnızca “asgari ücret artırıldı” demenin ne anlamı var?
Çalışan maaşını değil, hayatını hesaplıyor
Bence artık asgari ücret tartışmasını yanlış yerden yapıyoruz.
Her defasında “Asgari ücret ne kadar oldu?” diye soruyoruz.
Oysa asıl sorumuz şu olmalı:
Asgari ücretle kaç gün geçinilebiliyor?
Bir başka soru:
Asgari ücretle temel ihtiyaçların ne kadarı karşılanabiliyor?
Ve belki de en önemlisi:
Asgari ücretin satın alma gücü bir sonraki maaş gününe kadar korunabiliyor mu?
Çünkü çalışan maaşını aldığı gün zenginleşmiyor.
Sadece bir aylık yaşam mücadelesinin finansmanını eline alıyor.
O para kira oluyor.
Fatura oluyor.
Markete gidiyor.
Ulaşıma gidiyor.
Ve ayın sonuna doğru çalışanın elinde yine aynı soru kalıyor:
“Bu ayı nasıl çıkaracağım?”
Döviz gerçeği görmezden gelinemez
KKTC’de döviz gerçeğini asgari ücret hesabının dışında tutmak mümkün değil.
Sterlin, Euro ve Dolar üzerinden fiyatlanan veya maliyetleri dövizden etkilenen birçok ürün ve hizmet var.
Türk Lirası’nın değer kaybetmesi, çalışanı doğrudan etkiliyor.
61 bin 677 TL bugün belirli bir miktar satın alma gücüne sahip olabilir.
Ancak döviz yükseldiğinde ve fiyatlar buna paralel hareket ettiğinde aynı maaşın gerçek değeri düşüyor.
Bu nedenle asgari ücretin yalnızca TL olarak açıklanması artık yeterli değil.
Vatandaşa aynı zamanda şunun da söylenmesi gerekiyor:
Bu maaşın döviz karşılığı nedir ve son bir ayda ne kadar değişmiştir?
Yılda bir kez zam, her gün artan hayat pahalılığı
Bir başka önemli sorun da sistemin ekonomik değişim hızına yetişememesi.
Asgari ücret belirli dönemlerde artırılıyor.
Ama hayat belirli dönemlerde pahalanmıyor.
Kira bir yıl beklemiyor.
Market fiyatı bir sonraki komisyon toplantısını beklemiyor.
Döviz kuru toplantı tarihine göre hareket etmiyor.
Faturalar da “asgari ücret ne zaman artırılacak?” diye beklemiyor.
Hayat her gün değişiyor.
Çalışanın maaşı ise çoğu zaman uzun süre aynı kalıyor.
Bu nedenle daha dinamik bir asgari ücret sistemi artık ciddi biçimde tartışılmalı.
Çalışma Bakanlığı sınıfta kaldı mı?
Evet, bugün itibarıyla bu soruyu sormak gerekiyor.
Çünkü bir bakanlığın başarısı yalnızca açıkladığı rakamla ölçülmez.
Sonuçla ölçülür.
Çalışanın cebindeki paranın satın alma gücü korunabiliyor mu?
Çalışan temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu?
Ailesini geçindirebiliyor mu?
Ay sonunu borçlanmadan getirebiliyor mu?
Eğer bu sorulara olumlu cevap verilemiyorsa, açıklanan rakamın büyüklüğü ne olursa olsun sistemin başarılı olduğunu söylemek zor.
Artık yeni bir bakış açısına ihtiyaç var
Asgari ücret hesaplanırken yalnızca geçmiş enflasyona bakmak yeterli değil.
Döviz kuru, kira fiyatları, gıda maliyetleri, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri birlikte değerlendirilmelidir.
Hatta her ay kamuoyuna bir “asgari ücret alım gücü raporu” sunulabilir.
61 bin 677 TL ile o ay kaç kilo et alınabiliyor?
Kaç litre süt?
Kaç ekmek?
Ortalama kira maaşın yüzde kaçını götürüyor?
Temel faturalar ödendikten sonra çalışanın elinde ne kadar kalıyor?
İşte gerçek tablo böyle ortaya çıkar.
Son söz
Bugün mesele 61 bin 677 TL’nin az ya da çok olması değildir.
Mesele, bu paranın hayat karşısındaki değeridir.
Çalışan daha yüksek maaş almak istiyor, doğru.
Ama bundan daha önemlisi aldığı maaşın değerini kaybetmemesini istiyor.
Çünkü maaşın rakamı büyürken hayatın maliyeti daha hızlı büyüyorsa, çalışan aslında ilerlemiyor.
Yerinde sayıyor.
Hatta geriye gidiyor.
Döviz yükseliyor, TL eriyor, temel ihtiyaçlar pahalanıyor ve çalışan yine ay sonunu getirme mücadelesi veriyorsa, artık aynı soruyu sormanın zamanı geldi:
Çalışma Bakanlığı gerçekten çalışanı koruyabiliyor mu?
Benim cevabım açık:
Bu tablo karşısında Çalışma Bakanlığı sınıfta kaldı.
Çünkü asgari ücretin başarısı, kaç TL olduğuyla değil; çalışanın o parayla nasıl yaşadığıyla ölçülür.
Ve bugün çalışan yine aynı gerçekle karşı karşıya:
Maaş arttı ama hayat ucuzlamadı. Döviz yükseldi, alım gücü eridi. Çalışan yine yoksullaştı.








