KÖŞE YAZISI
Kanada’da yaşayan değerli bir büyüğümüzle sohbet etme fırsatı bulduk. Konu dönüp dolaşıp KKTC’nin tanıtımına geldi.
Sohbet sırasında bana dönüp şöyle dedi:
“Çocuğu tatile göndermeyi düşünüyordum. Haberlere bakıyorum; uyuşturucu, tecavüz, cinayet, kumar, kavgalar, siyahi vatandaşların ölümü… Sürekli bunlar var. Bu ülke böyle mi tanıtılıyor?”Bir an sustum.
Çünkü haklı olduğu noktalar vardı.
Evet, ülkede uyuşturucu haberleri de var, kavgalar da var, yolsuzluk iddiaları da var, cinayet haberleri de…
Ama bir de Karpaz var.
Bir de altın sarısı sahillerimiz, tarihi mirasımız, misafirperver insanlarımız, doğal güzelliklerimiz, kültürümüz ve huzur dolu köylerimiz var.
Tam bunları anlatmaya hazırlanırken gülümsedi ve şu cümleyi kurdu:
“Yemişim Karpaz’ı abim… Ülkeyi iyi tanıtın. Boş ver gitsin, çocuğu Alanya’ya gönderirim.”
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Bir ülke sadece kötü haberlerle anılırsa, dışarıdaki insanların aklında oluşan tablo da maalesef o olur. Sürekli olumsuzlukların konuşulduğu, güzelliklerin geri planda kaldığı bir yerde turizmi, yatırımı ve ülke imajını güçlendirmek kolay değildir.
Elbette gazetecilik gerçekleri yazmaktır. Sorunları görmezden gelmek değildir. Ancak bir ülkenin sadece karanlık tarafını gösterip aydınlık yüzünü hiç anlatmamak da doğru değildir.
KKTC; sadece adliye koridorlarından, polis bültenlerinden ve siyasi tartışmalardan ibaret değildir.
KKTC aynı zamanda Karpaz’dır, Salamis’tir, Girne’dir, Lefke’dir, Güzelyurt’tur, Dipkarpaz’dır. Portakal bahçeleridir, denizidir, güneşidir, kültürüdür.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Dünyaya nasıl bir KKTC gösteriyoruz?
Çünkü bazen bir turistin tercih ettiği tatil rotası, bazen bir yatırımcının verdiği karar, bazen de bir ailenin çocuğunu nereye göndereceği; bizim oluşturduğumuz ülke algısıyla şekilleniyor.
Ve unutmayalım…
Bir ülkenin tanıtımını sadece reklam filmleri değil, her gün ortaya çıkan algı da yapar.








